28/11/2007 - Şeyhokrasi yazısının tahlili |
ŞEYHOKRASİ
İsminin sonuna “ci”, “cı” gibi ekler gelen hocalara itibar etmiyorum. Onların genel anlamda neler anlattığını da bilmiyor değilim. Bir çoğunu yüz yüze dinleme imkânım oldu. Onların anlattıklarından çok çevrelerinde oluşmuş kitleleri hangi mecralara götürdükleriyle ilgileniyorum. “Yeni dünya düzeni” adı altında global egemenlik hayali kuran batı, özellikle hedef kitle/ümmet olarak İslam’ı seçmiş ve bu yüce dini kendi normlarına uyarlayarak yeniden tanımlama yoluna gitmiştir. Bu konuda geçmiş milletlerden meşhur prototipleri de örnek aldığı söylenebilir: Firavun, Haman, Karun ve Bel’am…
Firavun Allah’a meydan okumuşluğun liderliğini, Haman fikir babalığını, Karun parasal destek boyutunu, Bel’am da dini sulandırarak kitlelerin gazını alan fetvalar boyutunu temsil etmektedir. Bu makalede son prototipin güncel takipçilerini, yani dini yozlaştırmada egemen güçlerin isteği doğrultusunda fetvalar verenleri mercek altına yatırmak istiyorum. Konuyu şahsileştirmek yerine genel anlayışı eleştirmek niyetindeyim.
Genel anlamda bütün dünya Müslümanları bir tek cemaattir. İslam ümmetini alt gruplara/cemaatlere bölmenin yolu tabulaştırılmış din önderleri oluşturmaktan geçer. Bu konuda uydurma nakiller de özel olarak hazırlanmıştır. Yüzyılın kurtarıcıları olağanüstü kerametlerle donatılmış, bu kerametlere methiyeler düzülmüş, özel olarak ilahiler bestelenmiştir. Öyle ki, özel törenlerde bu müzikal ayin metinleri yanık sesli hafızlarca nağmelendirilmiş, insanlar uyanmasın diye de aralara Kuran tilavetleri serpiştirilmiştir. Tabulaştırılmış bu şahsiyetlerin yaşayan silsilesi olan hoca efendiler de bu fabrikanın son ürünleri olarak tarih sahnesindeki yerini almaya devam etmektedir.
Plan şudur: Avamla muhatap olmak yerine liderle masaya oturmak, karşılıklı tavizler alıp vermek. Böylece özgür düşünce, yerini güdülme ve kayıtsız şartsız teslimiyete bırakmıştır. Bu “la yüs’el” liderlerin egemen olduğu tabloda slogan da belirlenmiştir: “O ne diyorsa o”. Bu cemaat oluşumları iç siyasette de tek vücut hareket etme kabiliyetine sahiptir. Hangi siyasi oluşuma destek verileceği yukarıdan inme talimatlarla belirlenmektir. Demokrasi fertlerin tek tek tercihlerini ortaya koyması anlamına gelir. Bu tepeden inmeci yönetim şekline belki “şeyhokrasi” denebilir ki, bu durum günümüzde tüm kurallarıyla işlerlik kazanmıştır. İnsanlara “bu konuda ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda cevaba “Hoca efendi bu konuda şöyle buyurdu….” diye başlanıyor. Bizi biz yapan özgür düşünceye ne oldu Allah aşkınıza? Batının ortaçağını yaşadığı, İslam’ın da bilim ve sanatıyla topyekûn dünyayı şekillendirdiği dönemlerde bizde var olan Allah’ın da emrettiği özgür ve bilimsel düşünce değil midir? İslam özgür düşünceyi öngörürken despot katolizm bilimi yasaklıyordu. Bu gün batıya mal edilen bütün bilimsel yasaların Müslüman bilginlerce temellendirildiğini ne yazık ki İslam dünyası hariç herkes biliyor.
Güncel bir örnek vermek istiyorum. Birkaç yıl önce Beyan Yayınlarından çıkan Yılmaz Yunak’ın “Benzerleriyle Değiştirilenlerin Hikayesi” adlı eseri kısa sürede okundu ve sahiplenildi. Ancak ne olduysa oldu, ümmeti özgür düşüncesiyle baş başa bırakmak istemeyen hoca efendiler tekere taş koymakta gecikmediler ve 1. baskıyı yapan Beyan Yayınları da dahil olmak üzere hiçbir İslami Yayınevi 2. baskıyı çıkarmaya yanaşmadı. Yılmaz Yunak son yazdığı “Kuran’daki Maymun” adlı kitabını da yayınlayacak yayınevi bulamıyor. Kendi imkânlarıyla kurduğu Kozmos Yayınevinde bastığı bu eserini bana gönderme inceliğinde bulundu. Ben de bu eserini tanıtıcı bir yazı yazacağımı kendisine söyledim. Bana cevabı şu oldu: “Bu kitap yüzünden başının ağrımasını istemiyorum. Binlerce yıllık köhne yorumlarla beyni sulanmış kimi insanların bu kitaba zerre kadar tahammül gösterebileceklerini sanmıyorum; benim için üzülmeni istemem”. Dostumun önerisini dikkate aldım ve bu tanıtımı bir başka bahara bıraktım. Şu kadarını söylemekle yetiniyorum: İnsanın maymundan evrimleştiği fikrini Darwin’den 800 yıl önce ünlü İslam âlimleri İbni Miskeveyh (öl.1030) ve Biruni (öl. 1051) ortaya atmış ve bunu Kuran ışığında kanıtlamaya çalışmışlar. Burada bir ön görüde bulunmak durumundayım. Evrim konusunda yazılmış bir eseri bırakın savunmayı sadece dillendirmek bile topun ağzında olmak için yeterli bir sebeptir. Yine de merak edin ve okuyun, okumaktan zarar gelmez. Yeter ki okuduktan sonra “Yunakçılar” cemaatine doğru yelken açmayın. Eski veya yeni hoca efendileri mercek altına alma gayretim kimi çevrelerce “Hevasını ilah edinmişlik” ve “beyni oryantalistlerce iğfal edilmişlik” olarak değerlendirilse de elimi taşın altına koyup geri kalmışlığımızın sebeplerini irdelemek zorundayım. Çünkü yapmak zorunda olduğumuz halde yapmadıklarımızdan ve yapmamak zorunda olduğumuz halde yaptıklarımızdan sorumluyuz. Sevgili Yılmaz Yunak’ın deyimiyle herkes gibi biz de “Levh-i mahfuza naklen yayın yapıyoruz… Dua ve selam…
Adem Göksügür İzmir 1989
Mezkur yazının netice-i meramı son paragrafta olduğu için, son paragraf üzerine konuşmakla yetineceğim.Yazının genel mantuku ve delalet ettiği manası "geri kalınmışlık". Dikkat buyurulursa, günümüzde ziyadesiyle bir geri kalınmışlık,ezilmişlik psikolojisi yaşanmaktadır. Bu geri kalınmışlık,eziklik psikolojisiyle birşeyleri sorgulamaya, mercek altına yatırmaya gerek duyanlar, kendi tasavvur dünyalarında belirledikleri olgularla savaşmaya karar veriyorlar. Bunun sebebi ise geri kalmışlığını birilerine atfederek kendisini aklama çabasıdır. Halbuki, bu herkesce malumdur ki birileri suçlanarak ve sadece bununla yetinilerek bir yerlere gelinmez. İslam alemi bu sorgulamayı, kendini suçlamayı ve nefs-i muhasebe yapmayı son 200 senedir ziyadesiyle yapmakta, lakin fiiliyat noktasında tembellik göstermektedir. Bu yazdığımız son satırlar bile kendi içinde geçmişi sorgulamaktır, sorgulayanları, fiiliyata geçmeyenleri suçlarken kendimizde aynı vartanın içine düşüyoruz.
Efendim birileri, birşeyler suçlanmalı ki islam alemi aklanmalı veyahut nefisler manüpüle edilmeli. Bu suçlamada her grubun kendi içinde farklı hedefleri bulunmaktadır. Bir grub, Kur'an'ın tarihselliğinden bahis vurur, başka bir grub mezheblerin dinleştirilmesinden dem vurur, daha başka bir grub tasavvufun verdiği rehavetten dem vurur ve böylece kendilerince geri kalmışlığı (bu da kendilerince dert edindikleri birşey) birşeylere nispet ederek kendilerini rahatlatıyorlar.
İmdi islam coğrafyasının şu anki vaziyetinin içler acısı olduğ izahtan varestedir! İktisad sıfır, ilim, bilim , sanat, edebiyat sıfırın altında, buna karşılık batı denilen coğrafya ve dahi onun ortaya koyduğu bir medeniyet var ki mezkur hususlarda onların durum çok daha iyi. İslam aleminin geri kalmışlığını sorgularken, islam aleminin bilfiil geri kalmışlık, avrupayı ise geri kalınan olarak tayin ediyor. Derrida'nın dediği gibi "önyargısız anlama olamaz."
Benim bu yazıdan anladığım " islam aleminin geri kalmışlığı,geçmişin sorgulanamamasına bağlanmakta". "geri kalmışlık" mefhumunda avrupanın geri kalınan olarak tayin edilmesi, islam aleminin ise geri kalan olarak tayin edilmesi yeterli değildir. Avrupayı'da islam alemini de kısacası idealar alemi hariç tüm insan topluluklarını içeren bir "de******ion" üssü bir tespit gerekmektedir. Eğer ki "İslam Alemi" birşeylerin gerisinde kalmışsa, bu geri kalmışlık avrupa içinde geçerlidir. Burada geri kalınan "İslam" geri kalanlar ise tüm insanlıktır. Ferdi manada bir ilerilik söz konusu olabilir, lakin ferdi oluşumlar, büyük insan kütlesine nispeten derya da katre gibidir.
Yazarın, geçmişi sorgulamaktan çekinmesi ve mütekaddimun veyahut müteahhirun ulemayı geçmişi sorgulamamakla yaftalaması birazda araştırmamasına bağlıdır. Zira, islam aleminde "tenkit" başlı başına bir ilim dalı haline gelmiştir. Kendisinin bu sorgulamadan çekinmesi ise, islam'ın düsturlarıyla bağdaşmamaktadır.
Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar (maide 54)
Velhasılı kelam, ez cümle; Tüm insanlık geridedir, bu geri kalmışlığı neyle bağdaştırdığınız ise önemlidir. Bir müslümanın geri kalmışlıktan kastı, kendi içinde farklılıklar arz edebilir, lakin geri kalınan "Kur'an", "Sünnet"tir daha genel bir başlık ile "İslam"dır. O'nun içinde teknolojiyi bulursunuz, tıbbı bulursunuz,fenni bulursunuz vb. pozitif tüm ilimleri bulursunuz.
Hikmet mü’minin yitik malıdır; bu mal, şer ehlinin elinde olsa bile onu alması gerekir.
Konuya dair bir link ile yazımızı noktalamak istiyoruz: http://www.darulhikme.org/soylesi/esifil_sdemirel.htm
|
| • Yorum yaz! |
|
Hakkımda
Pek çok konuda olduğu gibi İslami anlama konusunda da bütün problem aslında bizim algı sistemimizden kaynaklanmaktadır. Geçmişi sağlıklı okumanın yolu, hiç şüphesiz geçmişi kendi şartları içinde anlamaya çalışmaktan geçer. Selef'in Kur'an'a, Sünnet'e, ibadete, hayata, ölüme bakışı ile bizimki arasında bir "uyumsuzluk" varsa, yapmamız gereken, geçmişi bugünün parametreleriyle ölçmeye kalkmak değil, yapabiliyorsak bizi geçmişin dünyasına götürecek zihnî bir yolculuğa çıkmaktır...Yapamıyorsak, ibret
Kategoriler
Arkadaşlarım
• aisece • mansur • orkunintifada • harikalardiyari10 • kalbeinennur • aydinli09 • kaydedilenler • yolcuhmevlayagider
|