<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat</title>
        <description> Pek çok konuda olduğu gibi İslami anlama konusunda da bütün problem aslında bizim algı sistemimizden kaynaklanmaktadır. Geçmişi sağlıklı okumanın yolu, hiç şüphesiz geçmişi kendi şartları içinde anlamaya çalışmaktan geçer. Selef'in Kur'an'a, Sünnet'e, ibadete, hayata, ölüme bakışı ile bizimki arasında bir &quot;uyumsuzluk&quot; varsa, yapmamız gereken, geçmişi bugünün parametreleriyle ölçmeye kalkmak değil, yapabiliyorsak bizi geçmişin dünyasına götürecek zihnî bir yolculuğa çıkmaktır...Yapamıyorsak, ibret,öğüt alıp susmaktır..</description>
        <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Fri, 06 Nov 2009 04:57:51 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>huruf-u mukattaa  ve tefsir</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/huruf-u-mukattaa-ve-tefsir_4723877.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/huruf-u-mukattaa-ve-tefsir_4723877.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Biz öyle inanıyoruz ki Kur'an-ı Kerim, kıyamete kadar gelecek ilimlere -velev fezlekeleriyle olsun- mutlaka işaret etmektedir. Yaş ve kuru Kur'an'da her şey vardır; ancak tomurcuk halinde bulunan o şey, tomurcuğu gül halinde görene göre vardır veya o tomurcuğu açılmış şekliyle görene göre vardır.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kur'an'dan işarî manalar istinbat etmek yeni bir hadise değildir. Mesela herkesin rahatlıkla ulaşabileceği bir kitaptan size bir misal vereyim. Nakilde bulunacağımız kitabın sahibi müfessir İbn Cerir et-Taberi'dir. Taberî, on asır evvel yaşamış meşhur bir tefsircidir. O, &quot;Câmiu'l-Beyân an Te'vili Âyi'l-Kur'an&quot; adlı eseriyle -bu ilk rivayet tefsiri de sayılabilir- yazan kişi olarak tefsir tarihine geçmiştir. Onun bu eseri, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sahabe, tâbiûn ve kendisine kadar tefsir görüşlerini toplayan bir ansiklopedi mahiyetindedir. Selefin görüşlerini tetkik etmek isteyen araştırmacılar öteden beri hep onun bu eserine müracaat ede gelmişlerdir. Kendi dönemine kadar gelen değişik mezhep telakkilerini, tefsir yorumlarını, bilgi birikimini içinde barındıran bu tefsir, ilk üç asrı sonraki asırlara bağlayan dev bir eserdir. İşte bu dev eserde Şûrâ Sûresi'nin başında geçen huruf-u mukattaa ile ilgili dikkat çekici bir yorum bulunmakta ve şöyle denilmektedir: Ebu Huzeyfe (r.a) birisi geldi ve &quot;Ha Mim Ayn Sin Kaf&quot; ın manasını sordu. Ebu Huzeyfe (r.a) kafasını sağa çevirdi. Adam sağına geçti ve &quot;Ha Mim Ayn Sin Kaf&quot;ın manasını gene sordu ve Ebu Huzeyfe kafasını sola çevirdi. Bunu gören ibni&amp;nbsp; Abbas (r.a) adama &quot;gel gel O senin sorunu cevaplamaz ben cevaplayayım&quot; (İbn Abbas, Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcasının oğlu, tefsir, fıkıh, hadis ilimlerinde otorite olarak kabul edilen, ashab devrinden itibaren &quot;Habrü'l-ümme&quot; (Ümmetin alimi), &quot;Tercümanü'l-Kur'an&quot; (Kur'an'ın tercümanı) unvanlarıyla anılagelen ve Efendimiz'in (sallallâhu.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/huruf-u-mukattaa-ve-tefsir_4723877.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 02 Dec 2007 00:35:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Şeyhokrasi yazısının tahlili</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/seyhokrasi-yazisinin-tahlili_4698966.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/seyhokrasi-yazisinin-tahlili_4698966.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;ŞEYHOKRASİ&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İsminin sonuna &amp;#8220;ci&amp;#8221;, &amp;#8220;cı&amp;#8221; gibi ekler gelen hocalara itibar etmiyorum. Onların genel anlamda neler anlattığını da bilmiyor değilim. Bir çoğunu yüz yüze dinleme imkânım oldu. Onların anlattıklarından çok çevrelerinde oluşmuş kitleleri hangi mecralara götürdükleriyle ilgileniyorum. &lt;BR&gt;&amp;#8220;Yeni dünya düzeni&amp;#8221; adı altında global egemenlik hayali kuran batı, özellikle hedef kitle/ümmet olarak İslam&amp;#8217;ı seçmiş ve bu yüce dini kendi normlarına uyarlayarak yeniden tanımlama yoluna gitmiştir. Bu konuda geçmiş milletlerden meşhur prototipleri de örnek aldığı söylenebilir: Firavun, Haman, Karun ve Bel&amp;#8217;am&amp;#8230;&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;Firavun Allah&amp;#8217;a meydan okumuşluğun liderliğini, Haman fikir babalığını, Karun parasal destek boyutunu, Bel&amp;#8217;am da dini sulandırarak kitlelerin gazını alan fetvalar boyutunu temsil etmektedir. Bu makalede son prototipin güncel takipçilerini, yani dini yozlaştırmada egemen güçlerin isteği doğrultusunda fetvalar verenleri mercek altına yatırmak istiyorum. Konuyu şahsileştirmek yerine genel anlayışı eleştirmek niyetindeyim.&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;Genel anlamda bütün dünya Müslümanları bir tek cemaattir. İslam ümmetini alt gruplara/cemaatlere bölmenin yolu tabulaştırılmış din önderleri oluşturmaktan geçer. Bu konuda uydurma nakiller de özel olarak hazırlanmıştır. Yüzyılın kurtarıcıları olağanüstü kerametlerle donatılmış, bu kerametlere methiyeler düzülmüş, özel olarak ilahiler bestelenmiştir. Öyle ki, özel törenlerde bu müzikal ayin metinleri yanık sesli hafızlarca nağmelendirilmiş, insanlar uyanmasın diye de aralara Kuran tilavetleri serpiştirilmiştir. Tabulaştırılmış bu şahsiyetlerin yaşayan silsilesi olan hoca efendiler de bu fabrikanın son ürünleri olarak tarih sahnesindeki yerini almaya devam etmektedir. &lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 23:12:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Biri &quot;din özgür düşünmemi engelliyor derse..&quot; ne yaparsınız?</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/biri-din-ozgur-dusunmemi-engelliyor-derse-ne-yaparsiniz_4698935.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/biri-din-ozgur-dusunmemi-engelliyor-derse-ne-yaparsiniz_4698935.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Biri &quot;din özgür düşünmemi engelliyor derse..&quot; ne yaparsınız?&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;y- Din özgür düşünmemi engeliyor ? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;x- Din ayrı bir kavram, özgürlük daha başka bir kavram, düşünmek ise bir fiiliyattır. Din kavramına yüklediğiniz mana ile özgürlük kavramanı nispet ettiğiniz mana birbiriyle örtüşmezse sorun başlar. En baş bu kavramların cevaplanması gerekmektedir. Din nedir ? Özgürlük nedir ? Düşünmek nedir ? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;x -Bu kavramların cevabını vermeyeceğim size..&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;y- neden ?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;x- Zira benim vereceğim tanımlar doğrultusunda düşünmeye başlarsanız, gene özgür düşünmemiş olursunuz!&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;y- evet doğru, kendim bulmalıyım cevapları&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;x- lakin bulacağınız hercevap size ait olmadığı müddetçe, köleleşmeniz demektir. Zati, doğduğunuzdan beri köle düşünceler ile gelişmediniz mi ? Bardak, bardağın bardak olduğunu belirleyen sizmiydiniz ?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;y-hayır&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;x- Birilerinin yönlendirmesiyle, yani adetsel bilgiyle bardağa bardak dediniz. Daha hayatınızın ilk dönemlerinde özgür düşünme yeteneğinizi kaybetmişsiniz. Kaybettiğiniz bu yetiyi, din'e nispet etmeniz büyük bir vehamettir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Size şöyle bir formül vereyim ; Din, özgürlüğü kapsar, özgürlük düşünmeyi kapsar. Özgürlük tarafından kapsanan düşünce, din tarafından selamete erdirilir. İşte bu noktada, alacağınız yardımlar (yönlendirmeler) sonucunda doğru manaya ulaşacaksınız. Hiçbir akıl kılavuzsuz doğruyu bulamaz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Şimdi öz eleştiriye geçelim: Peki, biz insanlar ne derece doğal yaşıyoruz ki? Bizler de suni bir ortam içinde kendi kendimizi hem evcilleştirdik, hem de köleleştirdik. Suni bir metal kutuya binip, suni taş binalarda çalışıyor ve yaşıyoruz. Suni gıdalarla besleniyoruz ve suni bilgilerle TV denilen aletten bilgileniyoruz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu durumda özgür olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Ne zaman tatil yapacağımız bile belli. Evcilleşmenin sonucunda sorumluluk değil, bağımlılık oluşur. Hem evci.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/biri-din-ozgur-dusunmemi-engelliyor-derse-ne-yaparsiniz_4698935.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 23:10:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Üstad  Abdulfettah Ebu Gudde</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/ustad-abdulfettah-ebu-gudde_4677203.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/ustad-abdulfettah-ebu-gudde_4677203.html</guid> 
            <description>
&lt;P&gt;1917'de Suriye'nin Halep şehrinde doğan Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi, ilk öğrenimini Halep'te, orta öğrenimini Hüsrev Paşa Medresesi'nde tamamladı. 1948 yılında el-Ezher'in Şeria Fakültesi'ni bitirdi. El-Ezher'in Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde &quot;Eğitim Metodolojisi&quot; üzerine ihtisas yaptı. 1961 yılında Şam Üniversitesi Şeria Fakültesi'nde öğretim üyeliğine başladı. 1965 yılında Suudi Arabistan Riyad Şeria Fakültesi'ne intikal etti. 1966 yılında Suriye'ye döndüğünde Baasçılar tarafından hapsedildi. Bir yıl hapiste kaldı. Şeria Fakültesi'nde on yıl profesör unvanıyla Hadis, Hadis Usûlü ve Fıkıh Usûlü dersleri verdi. Öğretim üyeliği yanında Hadis, Hadis Usûlü, Kuran İlimleri, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Akaid, Tasavvuf, Arap Dili ve Edebiyatı, Tarih, Teracim (Bibiliyografya) Eğitim ve Öğretim Metodlarıyla ilgili 70'den fazla te'lif veya tahkik eseri neşretti. Uluslararası pekçok konferansa katıldı. İlmi tebliğler sundu. 16 Şubat 1997'de Riyad'da vefat etti. Bu büyük alim hakkında, MÜ İlahiyat Fakültesi'nden Dr. Halil İbrahim Kutlay'ın yazısını yayınlıyoruz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;9 Şevval 1417, 16 Şubat 1997 Pazar... Esefle, elemle, acıyla dolu bir gün... Bugün İslâm âleminde bir benzeri daha bulunmayan büyük bir âlimi, değerli bir zatı, kıymetli bir şahsiyeti kaybettik... Büyük muhaddis, fakîh, edîb, hatip, ilim, fikir ve dâva adamı, edeb, ahlâk ve fazilet timsali muhterem Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi'yi kaybettik. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt; 
&lt;P&gt;O hakikaten Peygamber vârisi olan mübarek âlimlerden biriydi. Onun şahsında Peygamberimiz (s.a.v)'in &quot;Alimler Peygamberlerin varisleridir&quot; hadis-i şerifinin tecelli ettiğini görüyorduk. O Peygamber varisi bir âlimin müstesna vasıf ve hususiyetlerini taşıyordu. 
&lt;P&gt; 
&lt;P&gt;Elbette Halid bin Velid gibi değerli bir sahabînin neslinden gelen bir zata yaraşan bu idi. Allah'ın kılıcı, cesur, kahram.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/ustad-abdulfettah-ebu-gudde_4677203.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 25 Nov 2007 22:45:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İslam Hukuku</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/islam-hukuku_4653120.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/islam-hukuku_4653120.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE height=&quot;100%&quot; width=&quot;100%&quot; border=0&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD vAlign=top colSpan=2 height=&quot;100%&quot;&gt;İslam hukuku (fıkıh), bugün üzerinde en çok fırtına kopartılan, gelenekçiler ve modernistler diye ayrılan,İslam'ın ana ilim dallarından biridir.Üzerinde fırtına kopartılan bu ilim dalının üzerinde durulması gerektiğine inandığımız için, elimizden geldiğince çeşitli kaynaklardan faydalanarak ve bitirme tezinden yola çıkarak, konuyu buraya iktibas etmeye çalışacağız. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hukuk, Dilimize Arapça'dan geçmiş olup &quot;Hak&quot; kelimesinin cemisidir. Birbirinden farklı iki manası vardır, ikisi de &quot;sabit olma&quot; ve &quot;vacib olma&quot; manaları etrafında döner. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Örnek vermek gerekirse; &quot;Şüphesiz ki o vaat insanların çoğuna hak olmuştur.&quot; (Yasin suresi ;7) ayetinde &quot;sabit oldu&quot; ve &quot;vacib oldu&quot; manasındadır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;#8220;Hakkı gerçekleştirmesi ve batılı ortadan kaldırması için&amp;#8221;(Enfal suresi:8) ayetinde sabit olması ve ortaya çıkması manasına &amp;#8221; hak geldi batıl yok oldu &amp;#8221; (İsra suresi;81) sâbit ve var olan şey manasına &amp;#8220; Boşanan kadınların örfe göre birtakım eşyaları alma hakları vardır, bu takva sahipleri üzerine bir haktır&amp;#8221; (Bakara suresi ;241) ayetinde &amp;#8220;onların üzerine vâciptir&amp;#8221; manasına gelir. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, çev:Ahmet Efe,10.C. ist. ,Feza yay. , 1994, C:1 , s. 11,12) &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hakkın bir başka manası &amp;#8220;salâhiyet&amp;#8221; ve &amp;#8220;iktidar&amp;#8221;dır. Mülk Hakkı, Alacak Hakkı, Babalık Hakkı ,Velayet ve Vesayet Hakkı gibi tabirler de bu manadadır. (Hayrettin Karaman, İslam Hukuk Tarihi, ist., Nesil Yay. ,Ty s:21) &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hayrettin Karaman aynı eserinde, Hukuku şöyle tarif etmektedir; Hukuk, cemiyette nizam tesis eden ve müeyyidesini amme vicdanının reaksiyonunda ve bu reaksiyona tercüman olan devletin maddi icbar kuvvetinde bulan kâideler manzumesidir.(aynı eser sahife 23) &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bizim burada işlemek istediğimiz ise İslam hukuku tabiriyle kasıd edilen &quot;fıkıh&quot;tı.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/islam-hukuku_4653120.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 22 Nov 2007 08:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kimler tekfir edilir ve edilmez</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/kimler-tekfir-edilir-ve-edilmez_4626497.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/kimler-tekfir-edilir-ve-edilmez_4626497.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&amp;nbsp;Her nekadar böylesi bir başlığı açmaktan haya ve tevakkuf etsekte, böyle bir konunun ehil bir kimseden iktibasla okunmasının gerektiği kanaati de bizlerde hasıl olduğu için bu başlığı açmakta elzem olmuştur. İslam ile ve İslam'la birilerinin kurtuluşuna vesile olmaya çalışırken, tekfir kurumunun, hele hele bu dönemlerde ikide bir önümüze temcit pilavı gibi sürülmesi hakikaten taaccub ile karşılanacak bir durumdur. Müsteşriklerin ve yandaşlarının (modernistler) gayretiyle gündemimize oturtulan ve birçok yönden manüpüle edilen &quot;Farz-ı misal İslam ümmeti&quot;, dünya sahnesindeki vakarını ziyadesiyle kaybetti ve gücünü de iyice kaybetmektedir. (Yeiste değiliz). Fakat güzide şahsiyet İmam Gazali'nin de buyurduğu gibi ; [b]&quot;zira &quot;La ilahe illallah&quot; sözünü açıkça söyleyen ve kıbleye yönelen musalli kimselerin kan ve mallarını mübah görmek hatadır. Bin kafirin hayatta kalmasıyla sonuçlanacak bir hata, bir müslümanın hacamat şişesini dolduracak kadar kanının akıtılmasına müncer olan hatadan daha ehvendir....&quot;[/b] fehvasınca hareket etmek , uhuvveti islami tesis etmek gündemimizden düşürüldü. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;Ne gariptir ki, dikkat ettiğimiz ve bazı isimlerce ileri sürülen başlıkların hepsi tekfir içerikli. islam ümmeti kan ağlarken, birbirlerine kırdırılırken, isimleri toplumca duyulmamış, hatta varlıklarından bihaber olunan kişilerin gündeme getirilerek, insanların kafasına şüphe tohumları ile bu kişileri incelemeye yönlendirmekte pek akıllı bir iş olmasa gerek ve bu büyük bir handikaptır, kendi açımızdan.&amp;nbsp; Zira bir kişiyi yanlışa yönlendirmek istiyorsanız, ona o yanlışın varlığından haberdar etmeniz yeterlidir. Bu kadar sahih rivayet varken, mevzu rivayetlere ne hacet. Bu kadar salih zat varken, paradoks isimlere gündeme getirmeye ne hacet.. ALLAH sonumuzu hayr eylesin, seyyiatlarımız mahfeylesin..&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;Bu yazımız ne Vehhabileri vb. fırkaları aklar ve onlar.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/kimler-tekfir-edilir-ve-edilmez_4626497.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 18 Nov 2007 09:49:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Müceddid hadisi ve bir açıklama</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/muceddid-hadisi-ve-bir-aciklama_4526386.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/muceddid-hadisi-ve-bir-aciklama_4526386.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Mezkur hadis konusunda alimler iki görüşe ayrılmıştır. Bir çok alim hadiste geçen &quot;men yüceddidü&quot; lafzının delaleti bir zattır. Ve bu dirayette olan alimler, İslam tarihinde temayyüz etmiş kişileri, hadisin delaletine göre müceddid telakki etmişlerdir. Örnek vermek gerekirse; İlk yüz yılın müceddidi ; Ömer İbni Abdilaziz'dir. &lt;/P&gt;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Mâkûs görüşte olan alimlere göre ise tek bir zat değil bir kadro veya cemaattir. Hadiste&amp;nbsp; &quot;men yüceddidü&quot; şeklinde geçen ibaredeki&amp;nbsp; &quot;men&quot; lafzı mevsuledir. Müfrat'a geldiği gibi tesniye ve cemi için de gelir. Hadisi bu şekilde anladığımızda ise; ALLAH her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim bir kadro/cemaat gönderir.
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Burada ki diğer bir husus ise kişilerin dünyayı sadece kendi kültürlerinden ve bölgelerinden ibaret görmesidir.Aslında, muhalif görüşteki (tek zatı kabul edenler) kardeşlerimiz birinci izahı kendilerine mesned alarak itirazda bulunabilirler.Fakat aynı dönemde, dünyanın farklı bölgelerinde alimler ortaya çıkarak, halka kendi dilleriyle ve kültürleriyle hitap ederek, dine karışan bidatleri ve yanlış görüşleri izale eylemişler ve tecdid harekatında bulunmuşlardır. Bunu göz&amp;nbsp;ardı ederek, güzide şahsiyetleri bu tecdid harekatının dışında telakki etmek&amp;nbsp;ve kendi görüşlerini dikte etmek pek insaflı bir tutum değildir. Dileyen birinci izahı kabullenir, dileyen ikinci izahı kabullenir. Lakin&amp;nbsp;ikinci izah daha makuldur. Zira görünen hal ve vakıa bunun ispatıdır..
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Ve Tecdid makamına getirme yetkisi sadece ALLAH'ındır. Bu yetkiyi kendin de görenler, birilerine mevki&amp;nbsp;ve yetki atfedenler, acaba&amp;nbsp;yetki ve mevki atfedici konumda olduklarına mı inanıyorlar ? Böylesi konuların ümmet içinde problem teşkil etmesi üzücü ve küfrün yardakçılarının ekmeğine yağ sürmesi bakımından da önemlidir. Bırakın bu mevkiyi, yetkiyi ALLAH versin. Bizler kendi konumumuzla ve neler .. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/muceddid-hadisi-ve-bir-aciklama_4526386.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 05 Nov 2007 10:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tavsiye kaynaklar ve tasnifler</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/tavsiye-kaynaklar-ve-tasnifler_4526360.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/tavsiye-kaynaklar-ve-tasnifler_4526360.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İslam hukuku geniş olduğu için bir çok dalda kitaplar neşredilmiştir. Ve bu dalları bir kaç başlık altında toplamak mümkündür; Usûl kitapları,Fürû kitapları,Fetvâ kitapları, Hikmet-i Teşri kitapları, Ahkâm-i Sultaniye ve Siyâset-i Şer'iyye kitapları, Ferâiz kitapları, Edeb'ul kadi kitapları, el-Eşbâh ve'n-nezâir kitapları,Hilâf ve ihtilâfu'l-fukahâ kitapları şeklinde bir tasnife tutmak mümkündür. Zira bu başlıkları ve muhteviyatlarını islam hukuku kitaplarında bulmak mümkündür. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Anladığımız kadarıyla fürû kitaplarıyla alakalı olarak kaynak istemişsiniz. Fürû'dan kasıt; usûl kaidelerine göre kaynaklardan çıkartılıp ortaya konan ibadet ve hukuk bilgileri, hüküm ve kaideleridir. Bu kitapları 4 grupta müteala etmek mümkündür. &lt;BR&gt;&lt;/P&gt;
&amp;nbsp;
1- Bir müçtehidin içtihadlarına göre tedvin edilip hüküm kaynaklarının (delillerini) de içinde ihtiva etmeyen eserlerdir. Türkçeye tercüme edilmiş olarak el-Mavsili'nin &quot;el-ihtiyâr&quot;'ı, İbrahim El-Halebi'nin &quot;Mültekâ'l-ebhur&quot; isimli eserlerdir. Bu iki kaynakta Hanefi mezhebine göre yazılmıştır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;2- Tek mezhebe göre fakat delilleri de verilerek tedvin edilen kitaplara örnek olarak; El-Merğinani'nin &quot;El-Hidâye&quot;, Eş-Şîrâzî'nin &quot;El-Mühezzeb&quot; isimli eserleridir. İlk kitap hanefi mezhebine ait, ikincisi ise Şafii mezhebine aittir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;3- Delilsiz, fakat birden fazla mezhebe göre tedvin edilmiş, diğer mezheplerin içtihadlarına yer verilerek yazılmış fürû kitapları: Türkçeye &quot;Dört Mezhebin Fıkıh kitabı&quot; adıyla Hasan Ege tarafından çevrilen ve bir heyet tarafından yazılmış bulunan &quot;el-Fıkhu ale'l-mezâhibi'l-erba'a, Ömer Nasûhî Bilmen'in yazdığı.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/tavsiye-kaynaklar-ve-tasnifler_4526360.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 05 Nov 2007 10:28:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Molla Murad'ın &quot;Mercani&quot; hakkındaki düşünceleri</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/molla-murad-in-mercani-hakkindaki-dusunceleri_4526346.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/molla-murad-in-mercani-hakkindaki-dusunceleri_4526346.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&amp;nbsp;İbni abidin'den iktibas ettiği, müçtehidlerin tasnifi (Yedi tabaka mevzusu)içerikli yazısı İbni Kemal Paşa'ya aittir. Hanefi mezhebinde ilk defa böylesi bir tasnifi Yavuz Sultan selim döneminde yaşamış İbni Kemal Paşa yapmıştır.&amp;nbsp; Mütekaddimin ulemadan ise böylesi bir tasnifi yapan olmamıştır. &lt;/P&gt;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Mezkur tasnif Kazanlı bir alim olan Mercani tarafından şiddetli bir şekilde tenkit edilmiştir. Akabinde merhum Zahid El Kevseri ve Leknevi tarafından, Mercaniye dayandırılarak tenkit edilmiştir. Mercani, şuanda derneğimizde tahkik edilmekte olan kitabında etraflıca bu konuyu ele almış ve müçtehid alimleri mukallid seviyesine indirgemesine karşı çıkmıştır. İbni Kemal Paşa acaba böylesi bir tasnifi yaparken saydığı bütün alimlerin neşriyatlarını gözden geçirmişmidir ? 
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Bu görüşün tutulmasının sebebi ise,&amp;nbsp;müteahhirun ulema&amp;nbsp; fıkha dair yeni bir tasnif veyahut usul çıkardığında genellikle yeni olduğu için sorgulanmamış ve kabullenilmiştir.. Bunun örneği İslam tarihinde oldukça boldur...
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Yukarıdaki yazımız üzerine &quot;Mercani&quot; hakkında ileri,geri konuşan bazı kişilerin yazdıklarıyla &quot;Mercani&quot; içerikli yazımız tenkite maruz kalmıştır. Bunu yapan kişiler katında muteber addedilen (indimizde de muteberdir)&quot;Mektubat-ı Rabbani&quot; neşriyatını istifademize sunan, farsçadan,arapçaya tercüme eden &quot;Murad Molla&quot; Mercani hakkında şunları söylemiştir (bir forumdaki yazımızdan iktibas ile);
&amp;nbsp;
</description>
            <pubDate>Mon, 05 Nov 2007 10:14:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İmam-ı Azam Mürcie mi ?</title>
            <link>http://zulcenaheyn.blogcu.com/imam-i-azam-murcie-mi_4526279.html</link>
            <guid>http://zulcenaheyn.blogcu.com/imam-i-azam-murcie-mi_4526279.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İmam-ı Azam'a mürcie denmesinin sebebinden önce, &quot;&lt;STRONG&gt;Ehl-i Sünnet ve'l-cemaa&quot;&lt;/STRONG&gt; kelimesinin,anlayışının hangi dönemlerde kullanılmaya başladığı önemlidir. Zira bu noktaya getireceğimiz açıklık, İmam-ı Azam'a mürcie denmesinin sebebini açıklayaktır. &lt;/P&gt;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;İlk dönem hadis kaynaklarında ehl-i sünnet tabirine rastlanmamakta, buna binaen &lt;STRONG&gt;&quot;sünnet&quot;&lt;/STRONG&gt; ve &lt;STRONG&gt;&quot;cemaat&quot;&lt;/STRONG&gt; kavramlarıyla karşılaşmaktayız. Peygamberimiz s.a.v, ümmetinin yetmiş iki veya yetmiş üç fırkaya ayrılacağını bildirmiş, bunlardan biri dışındaki tüm fırkaların cehenneme gireceğini, diğer varyantlarında ise bir fırkanın cehenneme gireceğini beyan buyurmaktadır. Kurtulan fırka ise &lt;STRONG&gt;&quot;Fırka-i Naciye&quot;&lt;/STRONG&gt; olarak nitelendirilmiştir. Merhum Zahid El- Kevseri bu hadislerle ilgili değerlendirmesinde; &lt;STRONG&gt;Ümmetin Yetmiş üç fırkaya ayrılacağı hususunda bazı hadisler varid olmuştur. bunların bazısıntda, fırkalardan bir kısmının helak olacağına dair açık ifade yeralırken, bazısında, bir fırkanın kurtulup diğerlerinin helak olacağı, diğerlerinde ise bir fırkanın (zenadıka) helak olup diğerlerinin kurtuluacağı yöneünde ifadeler bulunmaktadır. Bunun yanısıra ilim ehli, bu hadislerin bütünü veya bir kısmı itibariyle sabit olup olmadığı hususunda ihtilaf etmiştir. Hadislerde rivayet edilen ve söz edilen rakamların ne ifade ettiği ve ümmet kavlinden davet ümmeti mi, yoksa icabet ümmeti mi kastedildiği konusunda da görüş ayrılı bulunmaktadır&lt;/STRONG&gt; (Et-Tebsir fi'd-Din-Mukaddimatü'l İmami'l Kevseri; s.112) 
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;Bu kısa bilgiden sonra konumuza dönecek olursak.&amp;nbsp; &lt;STRONG&gt;Ehl-i Sünnet ve'l Cemaa&lt;/STRONG&gt; kavramının ne zaman ortaya çıktığını tespit ettiğimiz anda, Ehl-i Sünnet akaidinin oluşmasına tesir eden alimlerin en önemlisi olan Ebu Hanife'ye neden mürcie dendiğini anlamış olacağız.
&amp;nbsp;
.. ( &lt;a href=&quot;http://zulcenaheyn.blogcu.com/imam-i-azam-murcie-mi_4526279.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 05 Nov 2007 10:13:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://zulcenaheyn.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>