Peygamberimiz ve Gençlik..

Esselamu aleykum Rahmetullah

Bismillahirrahmanirrahim

Alemlerin Rabbine Hamd-u sena, Kul'u ve Rasulu Hz.Muhammed (s.a.v) efendimize ve sair enbiyaya salat-u selamlar olsun.

Hz.Peygamber s.a.v efendimiz döneminde olan gençlerle, şimdi ki ahir zaman gençliğini kıyas nevinden bir yazıyı buraya aktarmak istedik. Gayret bizden muaffakiyet RABBİM'den..

Etrafımıza göz attığımızda konuşulan konular görülünce Ahir zaman Nebi'si ve Resulu hz.Peygamber (s.a.v) efendimiz döneminin gençliğinin islam adına yaptıkları ve Rasulullah'ın onları tayin ettiği görevleri görünce gerçekten şimdiki gençlik hakkında insan hüzüne kapılıyor. belki birçok kardeşimiz bize bu sözlerimizden dolayı kızacak bizlerede fırsat verilmiyor verilse biz neler yaparız diyenlerin seslerini duyar gibiyiz. Acaba bizlere fırsat verilse aşağıya alıntılayacağımız konumları kaldırabilirmiyiz. Belki diyenler olacak o zaman Kutlu Nebi s.a.v efendimiz vardı, şimdi yok. Peki şimdi yok ama yarın islam'i bir devlet olsa ve o devletin emir'i bizi onlar gibi bir görev atasa acaba gerçekten şimdiki halimizle o görevi ifa edebilirmiyiz.

Acaba konuştuğumuz konulardan,sergilediğimiz hal ve tavırlardan ALLAH teala memnunmudur? Bir müslümanın bir işe başlamadan önceki niyeti bunu sorgulamaktır. Bu hayatımızın her alanına şumul eden bir sorgulamadır. Zati biz enbaş niyetlerimizden mesuluzdur. Sonra bu niyetin fiilayatı ve sonucu olan seyyiat veya hasenattan. Bu yüzden Rabbim bizlerin seyyiatlarını hasenata tebdil eylesin. Niyetlerimizi halis amellerimiz salih eylesin. Bu uzun ve sıkıcı girişten sonra bir kaç kardeşimizin yazılarından iktibas ettiğimiz konumuza girelim.

Mîlâdî VII. Yüzyılda, tarihin en köklü değişikliklerinden birini gerçekleştiren İslam, toplumun her kesiminde kabul görmüştür. Bu yazımızda, ilk İslam toplumunun oluşmasında gençlerin rolünden ve Hz. Peygamber’in gençlere verdiği önemden bahsedeceğiz.

Hz. Peygamber, tebliğe başladığı ilk andan itibaren kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir, hür-köle ayırımı yapmaksızın tüm insanları İslam’a davet etmiştir. Nitekim ilk müslümanlar incelendiğinde içlerinde toplumun her kesiminden fertlerin yer aldığı görülmektedir. Ancak, bu fertler arasında gençlerin çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Mekke’nin nüfuzlu ve refah içinde yaşayan ailelerine mensup gençler, İslam’a; yaşlılar, köleler, fakirler, kimsesiz ve zayıf kimselerin duydukları sempati ve ilgiden daha fazlasını göstermişlerdir. İslam’ı yayma konusunda Hz. Peygamber’e asıl destek ve yardımcı olanlar bu idealist gençlerdir. Nitekim ilk müslümanlardan birkaç kişi, elli yaş civarında, birkaç kişi otuz beş yaşın üzerinde, geri kalan çoğunluk ise otuz yaşın altında bulunuyordu. Mesela genç yaşta İslam’ı kabul edenlerden Hz. Ali 10, Zeyd b. Hârise 15, Abdullah b. Mes’ud ve Zübeyr b. Avvam 16, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Erkam b. Ebi’l-Erkam ve Sa’d b. Ebî Vakkas 17, Mus’ab b. Umeyr 18-20, Abdullah b. Ömer 13, Câfer b. Ebî Tâlib 22, Osman b. Huveyris, Osman b. Affan, Ebû Ubeyde ve Hz. Ömer 25-31 arası. Bunların dışında genç yaşta İslam’ı kabul eden pek çok şahıs mevcuttur. Bunlar arasından İslam’ın Mekke ve Medine dönemlerinde ve Hz. Peygamber’in vefatından sonraki dönemlerde çok önemli fonksiyonlar üstlenen şahsiyetler yetişmiştir. İçlerinden devlet başkanları ve ülkeler fetheden komutanlar çıkmıştır.

Bu gençlerin faaliyetlerine örnek olmak üzere, Hz. Peygamber’e evini tahsis eden Erkam b.Ebi’l-Erkam’ın İslam’ın ilk yıllarında üstlenmiş olduğu role burada temas etmek istiyorum. Peygamberliğinin ilk yıllarında Hz. Peygamber’in Erkam’ın evindeki (Dârü’l-Erkam) faaliyetlerinin önemli bir merhale teşkil ettiği görülmektedir. Bu ev, tebliğ faaliyeti için son derece elverişli idi. Kâbe haremine dahildi. Safâ tepesinin eteğinde bulunuyordu. Hac ve umre maksadıyla dışarıdan gelenlerle dikkati çekmeden burada temas kurma imkanı vardı. Ayrıca Mekkeli müslümanlar da Erkam’ın evine kolayca gelip gidebiliyorlardı. Hz. Peygamber burada bir yandan sahâbeye dînî bilgiler öğretiyor, diğer yandan İslam’a davet görevini yerine getiriyordu. Kur’an okunuyor, namaz kılınıyordu. Bu evdeki faaliyetler sonucu birçok kimse İslam’a girmiştir. Hz. Ömer burada müslüman olanların sonuncusudur. Dârü’l-Erkam’ın merkez olarak kullanılması, ilk müslümanların İslam’ı kabul tarihlerine bir esas teşkil etmiştir. Nitekim tarihçiler, ilk sahâbîlerin müslüman oluşlarını, "Resulüllah’ın Dârü’l-Erkam’a girmesinden önce-sonra", "Dârü’l-Erkam’da iken" şeklinde tarihlendirmiştir.
Hz. Ali’nin gençliğindeki faaliyetleri herkes tarafından bilinmektedir. Kazandığı kahramanlıklarını 20 ilâ 30 yaşları arasında gerçekleştirmiştir.

Gençlerin, Mekke döneminde İslam’ın Arap yarımadasının dışında tanınmasında da önemli faaliyetleri olmuştur. 25 yaşlarında iken Habeşistan’a hicret eden Câfer b. Ebî Tâlib’in, İslam’ı savunmak üzere Habeşistan hükümdarının, hıristiyan din adamlarının ve saray erkanının huzurunda yaptığı konuşma, edebî yönden ve muhtevâ açısından tarih kitaplarımızı süslemektedir.

Dârü’l-Erkam’da iken müslüman olan Mus’ab b. Umeyr, I. Akabe bîatından sonra Hz. Peygamber tarafından Medine’ye öğretmen olarak gönderildi. O sırada 25 yaşlarında bir genç olan Mus’ab b. Umeyr’in faaliyetleri sonucunda pek çok Medineli müslüman oldu. Hepsinden önemlisi Üseyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz gibi iki nüfuzlu kabile reisinin İslam’a girişini sağladı. Tarihçi İbnü’l-Esîr, Mus’ab’ın bu faaliyetinin, İslam’da bıraktığı eser açısından önemine vurgu yapmaktan kendini alamaz. (1) Medine döneminde de gençlerin faaliyetleri dikkat çekmektedir. Burada Zeyd b. Sâbit’in faaliyetlerine temas etmek yerinde olacaktır. Hz. Peygamber tarafından komşu hükümdar, emîr ve Arap kabilelerine gönderilen mektupların çoğu Zeyd b. Sâbit’in kaleminden çıkmıştır. Keza komşu ülkelerden gelen mektupları tercüme etmek ve cevap yazmak için Hz. Peygamber’in emriyle İbranice ve Süryanice öğrenmiştir. İyi bir miras bölüştürücüsü olduğu için savaşlarda ele geçen ganimetlerin taksimine memur edilmiştir. Vahiy katipleri arasında yer almıştır. Hz. Peygamber vefat ettiğinde yaşı 21 civarında idi. Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’an-ı Kerim’i cem’eden komisyonun başkanı idi. Bugün elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim’i cem’eden komisyonun başkanının bu faaliyeti gerçekleştirdiği sıralarda 22 yaş civarında olması, İslam’ın ilk döneminde gençlerin ne derece büyük rol oynadığını ortaya koymaktadır.


İslam hukukunda kıyasın edille-i şer’iyyeden biri ve ictihadın meşrû olduğuna dair Hz. Peygamber döneminden bir olay nakledilir. Buna göre Hz. Peygamber Muaz b. Cebel’i Cened’e kadı ve öğretmen olarak gönderirken, kendisine bir dava getirildiği zaman neye göre hüküm vereceğini sorar. Muaz "Allah’ın kitabına göre hüküm veririm" der. Hz. Peygamber "O’nda bir hüküm olmazsa neye göre verirsin?" diye sorar. Muaz "Resulüllah’ın sünnetine göre hüküm veririm" der. Hz. Peygamber "Eğer Resûlüllah’ın sünnetinde de hüküm bulamazsan ne yaparsın?" deyince Muaz "Kendi görüşüme göre hüküm veririm" der. Hz. Peygamber onun bu cevabından son derece memnun olur. Hz. Peygamber Muaz hakkında "Ümmetim içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz’dır" buyurmuştur. Muaz’ın, Hz. Peygamber tarafından Yemen’e gönderildiği esnada yaşlı başlı bir insan olduğu düşünülebilir. Halbuki Muaz o tarihde 26-27 yaşlarında bulunuyordu. Hz. Peygamber vahiy katiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. Gençlerin fetvâ vermesine müsade etmiştir. Gençlerden öğretmenler tayin etmiştir.

Hz. Peygamber gençleri asla istismar etmemiştir. Onları muhtemel tehlikelerin kucağına atmaktan kaçınmıştır. Onların heyecanını istismar etme cihetine kesinlikle gitmemiştir. Gençleri çoğu yaşlı sahâbîlerden oluşan ordulara komutan tayin etmiştir. Çoğu savaşlarda sancağı bizzat kendisi gençlere vermiştir. Mesela Tebük seferinde sancağı Zeyd b. Sâbit’e,
Bedir’de Hz. Ali’ye, vermiştir. 18 yaşlarında olan Üsâme b. Zeyd’i Suriye’ye gönderdiği orduya komutan tayin etmiştir.

Hz. Peygamber’in gençlere verdiği önem ve onun döneminde gençlerin gerçekleştirdiği faaliyetlere dair verdiğimiz bu özet bilgilerden sonra, bugün gençlerin ve büyüklerin birbirlerine karşı davranışlarında dikkat etmeleri gereken hususlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.

Gençler, sahabenin Hz. Peygamber’e bağlılığını, onu sevmesini, ona itaati örnek almalıdırlar. Hz. Peygamber’i sevmeli ve ona itaatin Allah tarafından istenen bir husus olduğunun bilincinde olmalıdırlar.

Hz. Peygamber’in güvenilirliğini, hakbilir, hakşinas bir şahsiyet oluşunu kendilerine örnek almalıdırlar. Nitekim Hz. Peygamber güvenilir bir şahsiyetti. Gençliğinde, 25 yaşlarında iken Mekke’de sadece "el-Emîn" diye anılıyordu.

Hz. Peygamber, 20 yaşında iken Hilfülfudûl cemiyetine katılmıştı. Bu suretle Mekke’nin emniyetinin sağlanmasına henüz genç iken katkıda bulunmuştu. Bu hareketiyle haksızlığa karşı olduğunu göstermişti.

Gençler Hz. Peygamber’in çevresine, arkadaşlarına bağlılığını, ashabına olan şefkat ve merhametini, dostluğa verdiği önemi ve doğruluğunu kendilerine rehber edinmelidirler.
Gençlere Hz. Peygamber’i anlatanlar kendileri de onun ahlakını yaşamalıdırlar. Çünkü gençler, Hz. Peygamber’i yetişkinler vasıtasıyla tanıyacaklardır.

Onun hayatı gençlere, kimliklerini oluşturmada model olarak sunulmalıdır. Bunun için gençler Hz. Peygamber’in hayatıyla ilgili kitapları okumalıdırlar. Gençler aynı zamanda Kur’an’ı iyi öğrenmelidirler.

Hz. Peygamber toplum içinde meydana gelebilecek tefrikaları önlemeye çalışırdı. Gençler de onun bu vasfını örnek almalı, tefrikaya fırsat vermemeli ve tefrikaya alet olmamalıdırlar. Yetişkinler de gençleri tefrikaya alet etmemelidirler.

Dinin en iyi gençlikte yaşanacağı bilinmelidir. Nitekim Hz. Peygamber, kıyamet gününde arşın gölgesi altında mutlu olacaklar arasında, gönlü Allah’a bağlı, severek Allah’a ibadet eden gençleri de saymıştır.

Gençlik deyince sadece erkek çocuk akla gelmemelidir. Gençlerin yarısını genç kızlarımız oluşturur. Kız çocukları bizim değerimizdir. İslam’ı ilk kabul edenler arasında genç kızların ve kadınların önemli mevkii vardır.

Hz. Peygamber’in İslam kardeşliğine verdiği önem gençlere örnek olmalıdır.
Gençler Hz. Peygamber’in istişâreye verdiği önemden ders almalıdırlar. Başkalarının, büyüklerin tecrübelerinden, birikimlerinden istifade etmeleri gerekir. Hz. Muhammed, peygamber olduğu halde, başkalarına danışmış, kendisini istişare müessesesinin dışında tutmamıştı. Hatta istişare ona Allah Teâlâ tarafından emredilmiştir. Çünkü herkesin herşeyi bilmesi mümkün değildir. Bazıları, bazı şeyleri daha iyi bilirler. Diğerleri de onların bilgi ve tecrübesinden istifade ederler.

Hz. Peygamber’in sağlığı korumaya verdiği önem, gençler için bir örnektir. İnsan sağlığına zararlı olan pek çok alışkanlığa, mesela sigara, içki ve kumara, gençlik döneminde alışılır.
Gençler bu konuda dikkatli olmalıdırlar. Büyükler de bu hususlarda gençlere kötü örnek olmamalıdırlar. Eve sürekli sarhoş gelen bir baba, çocuğunu içkinin kucağına düşmekten kurtaramaz.

Mutlu ve huzurlu bir aile ortamının, gencin ruh ve beden sağlığı açısından önemli olduğu asla unutulmamalıdır. Sağlıklı aile olmadan sağlıklı gençlik olamaz. Bu bakımdan aile yapısı sağlam tutulmalı, aile bireyleri arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğa yansıtılmamalıdır.
Büyükler, gençlere karşı zararlı sonuçlar doğurabilecek, birincisi despot, diğeri de lâubali bir aile büyüğü olmak gibi iki aşırı tutumdan kaçınmalıdırlar. Yoğun sevgi, genç insanın kendi öz benliğini, öz kimliğini bulmasını güçleştirebilir. Bunun yanında sert tutumlar gençlerin büyüklerden soğumasına; gencin silik, çekingen bir şahsiyet olarak yetişmesine ve daha başka olumsuzluklara yol açabilir. Dolayısıyla baskıcı tavırlar konusunda dikkatli olunmalıdır.
Gençlik çağı topluma açılma çağıdır. Arkadaş seçimi genç için çok önemlidir. Arkadaşın yerini aile dolduramaz. Bununla birlikte anne-baba da çocuğuyla arkadaşça, dostça ilişkiler kurmalıdır. Genç, anne-babasını en yakın dost bilmelidir. Gençler genellikle büyüklerin kendilerini anlamadığından, büyükler de gençlerin kendilerini dinlemediğinden şikayet etmektedirler. O halde problem tek taraflı değil, çift taraflıdır. Bu durum da, anlaşmazlıkların temel sebebinin iletişim eksikliği ve kopukluğu olduğunu göstermektedir.

Aile içinde, geleneksel terbiye metodumuzda itaatkar evlat yetiştirmek, esas hedeftir. Hiç şüphesiz, saygı ile itaat arasında ilişki mevcuttur. Şu kadar var ki, bunları özdeş hale getirmemek gerekir. İtaat kavramından, doğru-yanlış demeden anne-babanın her dediğine boyun eğmek anlaşılmamalıdır ve gençten de bu istenmemelidir. Çünkü böyle bir itaatin saygı ile ilgisi yoktur. Anne-baba, gençleri robot durumuna düşürmemelidir. Onlardan böyle bir itaati de beklememelidir. Çünkü bu tür bir davranış, saygıdan ziyade korkunun, silik şahsiyetli ve çekingen olmanın bir ifadesidir. Genç çocuğunun duygularını cesaretle dile getirdiğini gören baba, onu susturma yerine, bundan mutluluk duymalıdır.

Hz. Peygamber ihtiyarlıktan önce gençliğin kıymetinin bilinmesini istemiştir. Çünkü gençlik değerlendirilmezse faturası ağırdır. Halk arasında "gençliğini yaşamak" tabiri çok sık kullanılır. Gençliğini yaşamak demek, birtakım arzuların peşinde koşmak anlamına gelmemelidir. Elde fırsat varken iyi bir insan, iyi bir müslüman olmanın yolları aranmalıdır. İbadetin yaşı ve sınırı yoktur. Büluğ çağından itibaren herkes mükelleftir. Üstelik ölümün ne
zaman geleceği de belli değildir.

Hz. Peygamber aile fertlerinin eğitilmesine çok önem vermiştir. O, insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu söylemiştir. Kendisine gelen heyetleri "Ailenize dönün ve onlara ta’limde bulunun" derdi. Aile fertlerini eğitirdi. Hz. Peygamber’in aile fertlerine karşı tutumu gençlere hem teorik açıdan öğretilmeli ve hem de genç bizzat kendisi, bunun uygululamasına aile içinde tanık olmalıdır. Aile büyükleri gençleri ihmal etmemelidirler.

Başarıya ulaştıran ancak ALLAH'tır


Kaynak:
İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-/âbe, Muhammed İbrahim el-Bennâ ve Muhammed Ahmed Aşûr,
I-VII, Kahire, V, 182.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !