İmam-ı Azam'a mürcie denmesinin sebebinden önce, "Ehl-i Sünnet ve'l-cemaa" kelimesinin,anlayışının hangi dönemlerde kullanılmaya başladığı önemlidir. Zira bu noktaya getireceğimiz açıklık, İmam-ı Azam'a mürcie denmesinin sebebini açıklayaktır.
İlk dönem hadis kaynaklarında ehl-i sünnet tabirine rastlanmamakta, buna binaen "sünnet" ve "cemaat" kavramlarıyla karşılaşmaktayız. Peygamberimiz s.a.v, ümmetinin yetmiş iki veya yetmiş üç fırkaya ayrılacağını bildirmiş, bunlardan biri dışındaki tüm fırkaların cehenneme gireceğini, diğer varyantlarında ise bir fırkanın cehenneme gireceğini beyan buyurmaktadır. Kurtulan fırka ise "Fırka-i Naciye" olarak nitelendirilmiştir. Merhum Zahid El- Kevseri bu hadislerle ilgili değerlendirmesinde; Ümmetin Yetmiş üç fırkaya ayrılacağı hususunda bazı hadisler varid olmuştur. bunların bazısıntda, fırkalardan bir kısmının helak olacağına dair açık ifade yeralırken, bazısında, bir fırkanın kurtulup diğerlerinin helak olacağı, diğerlerinde ise bir fırkanın (zenadıka) helak olup diğerlerinin kurtuluacağı yöneünde ifadeler bulunmaktadır. Bunun yanısıra ilim ehli, bu hadislerin bütünü veya bir kısmı itibariyle sabit olup olmadığı hususunda ihtilaf etmiştir. Hadislerde rivayet edilen ve söz edilen rakamların ne ifade ettiği ve ümmet kavlinden davet ümmeti mi, yoksa icabet ümmeti mi kastedildiği konusunda da görüş ayrılı bulunmaktadır (Et-Tebsir fi'd-Din-Mukaddimatü'l İmami'l Kevseri; s.112)
Bu kısa bilgiden sonra konumuza dönecek olursak. Ehl-i Sünnet ve'l Cemaa kavramının ne zaman ortaya çıktığını tespit ettiğimiz anda, Ehl-i Sünnet akaidinin oluşmasına tesir eden alimlerin en önemlisi olan Ebu Hanife'ye neden mürcie dendiğini anlamış olacağız.
Elimizde bulunan kaynaklar içinde ehl-i sünnet tabirine yer veren en eski eser, Ahmed b.Hanbel'e (ALLAH ondan razı olsun) atfedilen "er-Red'ale'z-zenadıka ve'l Cehmiyye"dir. Akabinde Darimi'nin "Es-Sünen"i, Müslim'in "El-Cami'u'ş sahih"i takip eder. Listeyi uzatmak mümkündür, lakin bu kadarıyla iktifa edeceğiz. Bu kaynaklardan anlaşıldığına göre "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaa"nın teşekkülü III (IX.)yüzyıla tekabül etmektedir. Diğer araştırmalara göre ise Ehl-i sünnet'in başlangıcı ilk siyasi görüş ayrılıklarını dayanmaktadır.
Bu açıklamalardan sonra anlaşılan husus, İmam-ı Azam döneminde "Ehl-i Sünnet" ifadesinin kullanılmamasıdır. Onun bazı kaynaklarda "Mürcie" gruplarından birinin kurucusu olarak gösterilmesi, o dönemde mezheplerin henüz teşekkül safhasında bulunması sebebiyle terimlerin yerleşmemiş olmasından ve Sünni akidenin değişik zümrelerin katkılarıyla oluşum dönemini yaşamasından kaynaklanmaktadır. Zira dikkat ederseniz, mürcie ikiye ayrılmıştır. 1- Ehl-i Bida;2- Ehl-i Sünnet akidesi içinde müteala edilen.
Nitekim irca kavramı Ehli Sünnet'in gelişmesine ön ayak olmuştur. Zira irca;İyi amelin kâfire fayda vermeyeceği gibi, günahın da mü'mine zarar vermeyeceğini savunan bu görüşe göre, mürtekib-i kebîrenin durumunu ALLAH'a havale etmek (irca etmek) en doğru yoldur. Mürtekib-i kebîre hakkındaki son kararı ALLAH'a ve âhiret gününe bırakan bu gruba, "tehir edenler, erteleyenler" anlamında "Mürcie" denmiştir (eş-Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal, Beyrut 1975, I/139).
Büyük günah işleyenin (Mürtekib-i Kebire) akibeti hakkında ki hükmü ALLAH'a havale etmek olarak nitelendirebilecek olan irca kavramı, Ehl-i Sünnet akaidine'de temelde yakınlık arz etmektedir. Ehl-i Sünnet ulularının birçoğuna göre, büyük günah işleyen kişinin durumu ahirette belli olacaktır. ALLAH diler af eder, diler mahfeder. İman'ı tanımlama noktasında, İmam-ı Azam'ın tanımlaması ile Mürcie'nin tanımlaması örtüştüdüğü ve iman amel ilişkisinde ortak bir görüş ileri sürmesinden dolayı mürcie olarak nitelendirilmiştir. Yukarıdaki açıklamalarla, bu açıklamaları birleştirdiğimizi sonuç; İmam döneminde bazı oluşumların teşekkül etmemesi ve inhirafa düşmeyen "İrca,Mürcie" ile benzerlik arz etmesi yönünden bu şekilde anılmıştır. En doğrusunu ALLAH bilir..
Muvaffakiyet ALLAH'tandır.
Dua buyrun..
|