Google
 

Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat

2/12/2007 - huruf-u mukattaa ve tefsir

Kategori: Kuran ve Tefsir

Biz öyle inanıyoruz ki Kur'an-ı Kerim, kıyamete kadar gelecek ilimlere -velev fezlekeleriyle olsun- mutlaka işaret etmektedir. Yaş ve kuru Kur'an'da her şey vardır; ancak tomurcuk halinde bulunan o şey, tomurcuğu gül halinde görene göre vardır veya o tomurcuğu açılmış şekliyle görene göre vardır.

 

Kur'an'dan işarî manalar istinbat etmek yeni bir hadise değildir. Mesela herkesin rahatlıkla ulaşabileceği bir kitaptan size bir misal vereyim. Nakilde bulunacağımız kitabın sahibi müfessir İbn Cerir et-Taberi'dir. Taberî, on asır evvel yaşamış meşhur bir tefsircidir. O, "Câmiu'l-Beyân an Te'vili Âyi'l-Kur'an" adlı eseriyle -bu ilk rivayet tefsiri de sayılabilir- yazan kişi olarak tefsir tarihine geçmiştir. Onun bu eseri, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sahabe, tâbiûn ve kendisine kadar tefsir görüşlerini toplayan bir ansiklopedi mahiyetindedir. Selefin görüşlerini tetkik etmek isteyen araştırmacılar öteden beri hep onun bu eserine müracaat ede gelmişlerdir. Kendi dönemine kadar gelen değişik mezhep telakkilerini, tefsir yorumlarını, bilgi birikimini içinde barındıran bu tefsir, ilk üç asrı sonraki asırlara bağlayan dev bir eserdir. İşte bu dev eserde Şûrâ Sûresi'nin başında geçen huruf-u mukattaa ile ilgili dikkat çekici bir yorum bulunmakta ve şöyle denilmektedir: Ebu Huzeyfe (r.a) birisi geldi ve "Ha Mim Ayn Sin Kaf" ın manasını sordu. Ebu Huzeyfe (r.a) kafasını sağa çevirdi. Adam sağına geçti ve "Ha Mim Ayn Sin Kaf"ın manasını gene sordu ve Ebu Huzeyfe kafasını sola çevirdi. Bunu gören ibni  Abbas (r.a) adama "gel gel O senin sorunu cevaplamaz ben cevaplayayım" (İbn Abbas, Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcasının oğlu, tefsir, fıkıh, hadis ilimlerinde otorite olarak kabul edilen, ashab devrinden itibaren "Habrü'l-ümme" (Ümmetin alimi), "Tercümanü'l-Kur'an" (Kur'an'ın tercümanı) unvanlarıyla anılagelen ve Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) "Allah'ım, ona dinin rûhunu öğret ve onu te'vile (Kur'an'ın hakâik-i mekniyesine) âşinâ kıl." şeklindeki duasına mazhar olan sahabidir.)  "Ha Mim Ayn Sin Kaf"ın manası şudur: Bir zaman pâyitahtı bir tepenin başında bulunan bir devlet olacak. Bu pâyitahtın bulunduğu şehrin ortasında, bu şehri bir baştan bir başa kat eden bir nehir geçecek. O devirde o devleti idare edenler arasında Abdülillah veya Abdullah isminde ehl-i beytten birisi bulunacak. Bu zat, isyan eden bâğî bir cemaat tarafından katledilecek…"

 

İbn Abbas neye işaret etmişti?

 

İbn-i Abbas'ın bu yorumu okunuyor, ancak hangi hâdiseye işaret ettiği bilinmiyordu. 1958'de Irak'ta ihtilal oldu. O dönemde Bağdat'ın krokisi çizildiğinde şu tablo çıkıyor ortaya: Bir tepenin başında kurulmuş bir şehir ve bu şehri bir baştan bir başa ikiye bölen bir nehir. Enteresandır 1958 ihtilali döneminde devletin ikinci adamı konumunda olan ve Kral 2. Faysal'ın amcası Emir Abdülillah darbe yapan ihtilal kuvvetleri tarafından katledilecektir. Hatta o gün ihtilalin başında bulunan General Abdülkerim Kasım'a karşı merhum 2. Faysal ve Emir Abdülillah'ın taraftarları İbn Abbas'tan gelen bu rivayeti bir beyanname halinde Bağdat'ın sokaklarında yazılı olarak neşretmişlerdi. Şimdi İbn Cerir bin sene evvel bu hâdiseyi yazdı ve bir gün gelip de bu hâdise bütün çıplaklığıyla zuhur ettiyse artık bunu bütün bütün inkar etmeye mahal olmasa gerek. O zaman diyeceğiz ki, evet yaş ve kuru Kur'an'da her şey vardır ancak; tomurcuk halinde bulunan o şey, tomurcuğu gül halinde görene göre vardır veya o tomurcuğu açılmış şekliyle görene göre vardır.

 

24.11.2006

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

26/5/2007 - Kur'an'ın Belagatı

Kategori: Kuran ve Tefsir

Kur’ân mucizedir ve Allah kelâmıdır. Kur’ân’ın edebî yönü yani belâgati onun mucize oluşunun en bâriz cihetidir.


Bu yazımızda Kur’ân’ın edebî özelliğini bir nebze tanıtmaya çalışacağız. Kur’ân’ın belâgat ve fesâhati elbette bir dergi yazısının boyutlarını aşar.

 

Burada yapmak istediğimiz sadece (القطرة تدل علي البحر) “Katre denize delalet eder” sözü mûcibince Kur’ân’ın bir âyetindeki edebî özellikleri göstererek bütünü hakkında bir fikir vermeye çalışmaktır.

 

Katre ile kastettiğimiz pek çok âlimin edebî özelliğine hayran olduğu Hûd Sûresi’nin 44. âyetidir. Bu âyette şöyle buyrulur:


 

 وقيل يا أرض ابلعي ماءك ويا سماء أقلعي وغيض الماء وقضي الأمر واستوت على الجودي وقيل بعدا للقوم الظالمين

 

“Yere, ‘Suyunu yut!’ göğe, ‘Ey gök sen de (suyunu) tut!’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi; gemi Cudi’ye oturdu. ‘Zalimlerin kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olsun’ denildi.”

İmam-ı Kurtubî bu âyet hakkında: Eğer Arap ve Arap olmayanların sözleri araştırılsa nazmının güzelliği, belâgatinin mükemmelliği, mânâlarının genişliği itibarıyla bu âyet gibi bir söz bulunmaz der.

İmam-ı Zerkeşî ise:

“Eğer bu cümle içinde münderic olan lâfızdaki bedâat, belâgat, îcaz ve fesâhat şerhedilecek olsa, kalemler kurur, eller yorulur” der.

Müfessir Âlûsî de bu âyetle ilgili tafsîlatlı îzahlar yapar. Bu îzahların bir kısmı şöyledir: Bil ki, bu âyet-i kerîme i’câzın en son mertebelerine ulaşmış, arabın başını eğmiş ve perçeminden çekmiştir. Fesâhat dâiresinin dar geleceği güzellikleri üzerinde toplamıştır. Belâgatin sağlam ve düzgünlüğünde mızrağın demir ucu gibidir.

 

Rivâyet olunur ki, Kureyş kâfirleri Kur’ân’a karşı muâraza yapmak istediler. Zihinlerinin sâfîleşmesi için kırk gün buğday unu, koyun eti yemediler, şarap içmediler. İstedikleri şeyi yapmaya başlayınca, bu âyeti işittiler. Birbirlerine dediler ki, bu söz yaratıkların sözüne benzemiyor. Bunun üzerine yapmaya başladıkları şeyi bıraktılar ve dağıldılar.

 

Yine rivâyet edilir ki, İbn-i Mukaffa fesâhatli ve belâgatli bir kimseydi. Hatta zamanının en fasîhi idi. Kur’ân’a muâraza yapmak istedi ve bir takım sözler nazmetti. Bunları fâsılalara ayırdı, sonra da bunlara “Sûreler” adını verdi. Bir gün sabî bir çocuğun bir mektebde bu âyeti okuduğunu gördü. Hemen geri döndü ve yaptığı şeyleri imhâ etti. Ve şöyle dedi: “Şehâdet ederim ki, buna karşı aslâ muâraza edilemez ve bu, beşer kelâmından değildir.”

 

İbn Ebil Esba ve müfessir Ebû Hayyan gibi âlimler, bu âyette 17 kelime olduğu hâlde 20 civarında edebî özelliğin olduğunu tespit etmişlerdir. Biz burada bu iki zâtın yazılarından istifâde ederek maddeler halinde bu edebî özellikleri sıralayalım:

  • Kurtubî, c.9, s.37
  • Elburhan Fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.3, s.227
  • Ruhu’l-maanî, c.12, s.63-68, Mahmut Âlûsî, Daru İhyaüt-türasil Arabi, Beyrut.
  • İbn Ebi’l-Esba, “Ben Allahın “Ey arz suyunu yut …” kelâmı gibi bir kelâm görmedim. Zirâ bu kelâm 17 kelime olduğu hâlde bedi’ ilmine dair 20 sanat vardır” der. Bkz. El-İtkan, c.2, s.258, Celaleddin Suyûtî.
  • Safvetü’t-Tefasir.c.2.s.18. Muhammed Ali Es-Sâbûnî
  • Not: İrfan Mektebi dergisinden alıntıdır..
1 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/5/2007 - Kur'an,Tefsir ve Dirayet

Kategori: Kuran ve Tefsir

İnsanların, dini yorumlarken, her devirde sahip oldukları bilgi seviyesi ile doğru orantıda davrandıklarını vurgulamak lazımdır. Kuran vahyi değişmeden kaldığı halde, bilimlerin sonuçlarına ve seviyesine göre, içerisinde bulunulan sosyo-kültürel, ekonomik politik ve diğer şartlara, sahip olunan dünya görüşü ve zihniyetlere göre insanların ayetlere yaklaşım biçimi ve onlara getirilen yorumlar öznel olup, zaman içerisinde Kur'an'ın özüne ters düşmeden değişip gelişmek durumundadır.

Hz.Ali'nin, "tahkim" konusunda kendisiyle cedelleşenlere cevab olarak "Kur'an, mushafın iki kapağı arasındadır, o konuşmaz, ancak insanlar onunla konuşurlar" sözündeki de bu gerçeğe işaret etmektedir. Kur'an'da muhkem ayetlerin yanında müteşabih ayetlerin de bulunması, Kur'an metninin dil bakımından sahip olduğu birtakım özellikler, yorumun gelişimini ve farklılığını teşvik eden unsurların başında gelmektedir.

Dini metn, kudsiliğinden beslenen bir dokunulmazlık ve ulaşılmaz özlelliğini bildirmekle sınırlı, beşere ilgisiz bir "obje" değildir; tam aksine o, insanı bir amaçlılıktan asla uzak olmaksızın varlık durumlarıyla bağlantılı olarak, insan tarafından anlaşılmak ve hayata geçirilmek üzere verilmiştir. Üst itikadi ve ahlaki bazı genel kuralları yanında, insanı durum ve beklentilere bir cevap ve karşılık oluşturmaktır daima ilk ve dolaysız anlamı onun! Bu yüzden, kendi mutlak değişmez, ya da ilahi ilim çerçevesinde kaydolunmuş objektif anlamıyla değil, fakat beşeri, ferdi ve toplumsal ihtiyaçları çeşitli, "metn" in anlamlarını etkileyek duyarlılık derinliği muhtelif, farklı kültür ve kavrayış seviyeleri bulunanlara okunduğu zaman ortaya çıkacak anlam ya da anlamlardan söz edilebilecektir..(Sadık KILIÇ; Nesnellikle Öznellik arasında yorum.İslami araştırmalar dergisi.)

Bunun doğal bir sonucu olarak karşımıza, bize kadar ulaşmış bulunan muazzam tefsir/yorum külliyatı ve çeşitli okuyuş biçimleri çıkar...Bu, Kur'an yorumunda görelik ve nisbiliklerin kaçınılmazlığının en somut belgeleridir. Bu oldukça zengin yorumlar dünyasının kanıtladığı şey, esasen ALLAH'a mensubiyeti bakımından tek ve ayni metinden söz edilmesine karşın, onunla kendi öznel seviyesi ve durumunda iletişim kuran okuyucu/yorumcu bakımından daima çok, birden fazla, müteadit okumaların bulunacağı, metnin ana ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, yorum ve anlayışların farklı temayüller, biçimler ve karekteristlikler taşımasının zorunlu bir realite olduğudur..(Sadık KILIÇ; Nesnellikle Öznellik arasında yorum. İslami araştırmalar dergisi)

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/5/2007 - Lehvel hadis, hadis-i şerifler mi ?

Kategori: Kuran ve Tefsir

'Bilgisizce Allah yolundan saptırmak, o yolu bir eğlence edinmek için icad edilmiş boş lafa müşteri çıkan insanlar içinde nice adamlar vardır. İşte onları, evet onların hakkı horlayıcı bir azaptır' (Lokman.6)

Yukarıya alıntıladığımız ayetteki "Lehvel hadis" lafzını hadis eğlencesi (Yani Hz.Muhammed s.a.v'in sözlerini) diye çeviren kişi ne büyük hatadadır. Bu "Lehvel hadis" sözünü, birçok büyük müfessirler 'o, ğınadır (şarkı), çalgıdır' diye tefsir etmişlerdir.

"lehvel hadis" kelimesini sadece teganni, şarkı, çalgılarla izah etmek doğru değildir. Çünkü kelime birçok manaya delalet etmektedir. Zaten müfessirler de : 'lüzumlu şeylerden alıkoyan her şey, her söz' diye tefsir etmişlerdir. İslami ölçülere ve ahlaki kaidelere aykırı düşen bütün yayın ve neşir organları, romanlar, hikayeler ve efsaneler ayetin muktezası cümlesindendir.

Kalkıp Rasulullah efendimizin Sözlerine lehvel hadis demek kimin haddinedir ? Kendisine sevdiğinden bir mektup getiren postacıya daha çok değer veren kişiye sorarım ; Hiç mi Rasulullah s.a.v efendimizin size mektubu getiren postacı kadar değeri yoktur ?

Eğer Hadislerin arasında uydurmalar vardır efendim ve üzerinden 1400 sene gibi bir uzun zaman geçmiştir bu yüzden güven olmaz bu sözlere denirse. Kur'an'ı ve Hadisi bizlere ulaştıran kimlerdir ? Cevap olarak şu denebilir : Zikri biz indirdik onu koruyucuyuz ilah-i fermanisi bizi Kur'an'ın korunmuşluğuna itiyor. Peki burada Sadece Kur'an'ın korunduğuna dair karine nerededir ? Kur'an'ın korunması ne şekilde olmuştur ?

1400 senelik bir zaman biri mi hadisler için zayıf nokta oluyorsa Kur'an için neden böyle düşünülmüyor ? Ya da tam zıttıyla Kur'an için sağlamdır (bunda şek şüphe yoktur) mevzu hadisler hariç diğerleri için neden bu düşünülmüyor ? (Belki bu şahısların kafasında bu düşünce bile vardır)

Taber-i Tefsirinde ise ;Müfessirler bu âyet-i kerimeyi farklı şekillerde izah etmişlerdir. Ebi Ümame el-Bâhilî (r.a.)den nakledilen bir görüşe göre, âyette zikredilen "Boş sözler satın almak"tan maksat şarkı söyleyen cariyeler satın almaktır.-Ebi Üma­me, Resulullahm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Şarkı söyleyen cariyeieri satmayın, satın almayın, onlan (Bu hususta) eğitmeyin. Onların ticaretinde hiçbir hayır yoktur. Onların paralan haramdır." Ebu Ümame bu âyetin, Resulullaha bu gibi konularda indiğini söylemiştir.


Diğer bir kısım âlimler ise "Boş söz satın almak"tan maksadın, şarkı ve türkü söylemek ve onları dinlemek olduğunu söylemişlerdir.

Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Cabir b. Abdullah, Mücahid, Sa-id b. Cübeyr ve İkrime bu görüştedirler.

Bazı âlimler de buradaki "Boş söz satın almak"tan maksadın, oyun âletleri satın almak olduğunu söylemişlerdir. Bu görüş Hasan-ı Basrî, İbn-i Cü-reyc ve Mücahid'den nakledilmektedir. Dehhak ve İbn-i Zeyd ise, satın alınan boş söz'den maksadın, Allaha ortak koşmak olduğunu söylemişler ve görüşleri­ne delil olarak da bundan sonra gelen âyeti gösterm işi erdir.

Taberi, âyet-i kerimede zikredilen "Boş söz"den maksadın, kişiyi Allah yolundan alıkoyan ve Allah ve Resulü tarafından yasaklanan her türlü söz oldu­ğunu söylemiş ve âyet-i kerimenin umumî olan ifadesinin bunu gerektirdiğini beyan etmiştir.

Ayet-i kerimede, boş sözler satın alanların, bunları, insanları Allahm yo­lundan saptırmak için satın aldıkları beyan edilmiştir. Burada zikredilen, Alla­hın yolundan maksat, Kur'an okumak, Allahı zikretmek ve kulu, Allaha yaklaş­tıracak her türlü ibadet, her türlü itaat ve Allahm dinidir. Batıl sözleri satın alanlar, insanlan bu sözler vasıtasıyla Allahın yolundan alıkoyarlar ve Allahın diniyle alay ederler. Bu itibarla onlara, kıyamet gününde hor ve hakir düşüren çetin bir azap vardır. Zira onlar hem kendileri sapmış hem de diğer insanlan saptırmışlardır.


Bu konuyla alakalı olarak Lehvel Hadisi Rasulullah sav. efendimizin hadisleri olarak algılayanlara son sözümüz şudur ; Allah'ın dinine girin ve Müslüman olun. Rabbim hidayet etsin

Selam ve muhabbet ile..

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/5/2007 - Kur'an-ı Kerim ile yarışılmaz.

Kategori: Kuran ve Tefsir

İbnü’l-Mukaffa; Kur’anı Kerim’de ki

“Eğer kulumuza (Muhammed) indirdiğimizden (Kur'ân dan) şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz. Yok, yapamadıysanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.”(Bakara 23-24)

Ayetinin meydan okuması üzerine bir metin uydurmaya karar verir ve uğraşmaya başlar. O sırada bir çocuk;

“Allah tarafından denildi ki: "Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu tut!...” (Hud, 44)

Ayetini okuyarak yanından geçer. Bunu duyunca hazırladıklarının hepsini imha eder ve “Ben şahitlik ederim ki bu Kur’anla yarışılmaz, o insan sözü değildir.” İbnü’l-Mukaffa, o devrin en iyi ediplerindendi.

Utbe b. Rabia kavminin ileri gelenlerinden, güzel konuşan edib bir insandı. Hamza'nın müslüman olduğu sıralarda kavmine:

—Ey Kureyş, dedi, gidip Muhammed’le konuşayım, ona bazı şeyler teklif edeyim, belki kabul eder, bizim tanrılarımıza dil uzatmaktan vazgeçer.

—Git görüş dediler.

Resûlullah yalnız başına mescidinde oturuyordu. Utbe geldi, söze başladı:

—Kardeşim oğlu, senin bizim yanımızdaki yerin, bildiğin gibidir. Soyca, mevkice yükseksin. Ama kavminin başına öyle bir iş getirdin ki, onunla cemaatlerini dağıttın, inançlarını hor gördün, dinlerini, tanrılarını ayıpladın; geçmiş babalarını tahkir ettin. Şimdi şu tekliflerimi dinle, belki kabul edersin.

—Söyle ya Eba'l-Velid, dinliyorum.

—Kardeşimin oğlu, eğer bu getirdiğin şeyle zengin olmak istiyorsan, sana mal toplayalım, öyle ki en zenginimiz olasın. Eğer şeref istiyorsan seni başkan yapalım. Sensiz bir iş görmeyelim. Hep senin emrinle hareket edelim. Krallık istiyorsan seni bize kral yapalım. Yok, eğer bunlardan hiçbiri değil de seni cin çarpmış da bundan kurtulamıyorsan seni tedavi için doktorlar bulalım, bu uğurda bütün malımızı mülkümüzü feda edip seni kurtaralım.

—Bitti mi ya Eba'l-Velid ?

—Bitti.

—Şimdi sen dinle: “Ha-mîm. O Rahman ve Rahimden indirilmiştir. Bilen bir kavim için ayetleri açıklanmış Arapça bir Kur'an olmak üzere bir kitaptır. Hem müjdeleyici, hem uyarıcıdır. Onun için çokları başını çevirmiştir de işitmezler. Ve dediler ki: “Kalblerimiz, senin bizi çağırdığın şeyden örtüler içinde. Kulaklarımızda da bir ağırlık var. Ve seninle bizim aramızda bir perde vardır. Haydi, yap yapacağını, işte biz yapıyoruz...”(Fussilet 1-5)

“Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırga ile uyardım” (Fussilet 13) ayetine gelince Velid, eliyle Hz. Peygamberin ağzını tutar ve “Allah aşkına dur” der. Kavmine döndüğü zaman ona Muhammed'le konuşmasını ve ondan işittiklerini sordular. İşittiklerinden bir kelime dahi anlamadığını, ona cevap veremediğini ifade ile dedi ki:

—Vallahi o şiir değildir, sihir değildir, kehanet değildir. Ey Kureyş topluluğu, beni dinleyin, O'nu bana bırakın. Siz bu adamın önünden çekilin. O'ndan işittiğim söz, gerçekten büyük bir sözdür. Ben her şeyi okudum, her sözü işittim, ama onun gibisini işitmedim. Eğer Araplar onu yenerse siz de ondan kurtulmuş olursunuz. Yok, o üstün gelirse onun mülkü sizin mülkünüz, onun üstünlüğü sizin üstünlüğünüz demektir. Siz de bu suretle insanların en mutlusu olursunuz.

—Vallahi Muhammed, diliyle seni büyülemiş.

—Onun hakkında benim fikrim budur, ama siz bilirsiniz, dilediğinizi yapınız. (İbn-i Hişâm, Sîratu'n-Nebî, c. 1, s. 294; Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, s. 223)

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Pek çok konuda olduğu gibi İslami anlama konusunda da bütün problem aslında bizim algı sistemimizden kaynaklanmaktadır. Geçmişi sağlıklı okumanın yolu, hiç şüphesiz geçmişi kendi şartları içinde anlamaya çalışmaktan geçer. Selef'in Kur'an'a, Sünnet'e, ibadete, hayata, ölüme bakışı ile bizimki arasında bir "uyumsuzluk" varsa, yapmamız gereken, geçmişi bugünün parametreleriyle ölçmeye kalkmak değil, yapabiliyorsak bizi geçmişin dünyasına götürecek zihnî bir yolculuğa çıkmaktır...Yapamıyorsak, ibret

Kategoriler

Arkadaşlarım

aisece
mansur
orkunintifada
harikalardiyari10
kalbeinennur
aydinli09
kaydedilenler
yolcuhmevlayagider